Efsa Sabit Yorum yapılmamış

‘Kutulardan’ gerçekten de kurtulmamız gerek!

Bugünlerde yaptığım işlerin çoğunda kişilerin bireyselliğini kutlamaya ve bu özelliği en iyi şekilde kullanabilmeleri için onlara yardımcı olmaya odaklanıyorum.

Bu durum bazen Kral Canute’un dalgaları geri çevirmeye çalışmasına benziyor, sanki biri her döngüde uyumluluğun müjdelendiği bir dünya görüyor. Nasıl eğitim aldığımız, aslında ne düşünmemiz veya ne yapmamız gerektiği fark etmeksizin kalabalığın bir parçası olmak toplum içerisinde standart bir kural gibi algılanıyor.

Ancak, çoğu zaman olduğu gibi, son zamanlarda da beni bireyleri temiz ‘kutulara’ koymanın yanlış olduğu ve yaptığım şeye devam etmenin doğru olacağı konusunda ikna eden etkenler oldu.

Birçok şeyin yüzeysel olduğu ve fikirlerin yüzeysel düşüncelerle geliştirildiği bir dünyada, bireyleri ‘kutulara’ koyma kavramı uygun gibi görünebilir fakat bu düşünce tamamen yanıltıcıdır.

Biri ‘kutu’ kelimesinin sözlükteki tanımına bakarsa bir şeyi saklamak/kaplamak için tasarlanan katı bir yapı olduğunu görecektir. Bir kutunun yapamadığı şey ise herhangi bir özgürlüğe izin vermektir.

‘Kutulamak’ gibi ifadeler tüm içeriğin aynı olduğunu ve kutuda farklı öğeler olmadığını varsayarak, yalnızca kutuların sınırlayıcı yapısını ve içeriği gizleme özelliğini belirtmek için kullanılır.

Yıllardır hükümetler evsizliğe bir çözüm bulamadılar. Bunun nedeni muhtemelen insanların tembel olduğu ve çıkıp iş bulmaları gerektiği konusunda önyargılı olmaları, yani ‘kutunun dışına’ çıkamamalarıdır. Birçok kişi durup hayatlarında bu noktaya nasıl geldiklerini ve bu durumdan nasıl kurtulacaklarını düşünmüyor bile.

Bana göre geçtiğimiz yılın Atılım Ödülü’nü hak eden kişi, evsiz insanların becerilerini geliştirmeyi ve üretici şeyler yapabilmeleri için fırsat sağlamayı amaçlayan bir sosyal girişim kuran bir kadındı.

Bu kadın, evsizlere kendilerini ifade etmenin bir yolu olarak kamera kullanmayı öğretmek ve daha sonra satabilecekleri bir takvim hazırlamak için bazı kişilerle çalıştı. İlk başta yaratıcı kamera becerileri geliştirme çalışmaları başarıyla yürütüldü, sonrasında ise büyük bir sanat festivalinde sergi açıldı.

Bu sosyal girişim projesi, evsiz kişilerin algılarını değiştirmekle kalmayıp aynı zamanda yaratıcılığın evsizlik algısını değiştirip değiştiremeyeceği konusunda bir tartışma başlatmıştır.

Düzgün bir şekilde düzenlenmiş kutular yerine bireylere bakmam gerektiğine dair inancım vasıflı göçmenlerin girişimcilik becerilerinin geliştirilmesine yönelik bir konferansa katıldığımda daha da güçlendi.

Sadece göçmenler için verilen eğitim programlarının başarısından etkilenmekle kalmayıp aynı zamanda bu grubu aynı kutuya koymanın tehlikelerini de gördüm.

Avrupa, göçmen krizi olarak görülen olay yüzünden siyasi anlamda büyük bir krizle karşı karşıya geldi. Yine, burada yapılan şey bütün göçmenleri aynı ‘kutuya’ koymak olmuştur.

Katıldığım bu konferans bana, savaştan ve zulümden kaçan göçmenlerin çoğunun bunu istedikleri için değil, zorunda oldukları için yaptıklarını gösterdi.

Ayrıca, bu göçmenlerin çoğunun ileri derecede eğitimli olduğunu ve ev sahibi ülkeleri için önemli katkılar sağlayabileceğini gördüm. Ancak onları bir ‘kutuya’ koymak vasıflarının çok altında olan işlerde çalışmalarına ve bilgi birikimlerinin boşa gitmesine neden oluyor.

Göçmen girişimciliği konferansı aynı zamanda göçmenlerin seyahatinin tek yönlü olmadığını anlamamı sağladı. Batıda yürütülen göçü sınırlama girişimlerine rağmen, batı dünyasına kendi göçüne katılmaya oldukça hazır görünüyor.

Beyaz Amerikalılarının birçoğunun geçmişi Avrupalı göçmenlere dayanır ve dünyanın diğer bölgelerinde de Avrupalı göçmenler bulunur.  Buna karşın Avrupa’ya doğru seyahat edenlerin aksine Avrupalılar kendilerine ‘gurbetçiler’ demeyi tercih ederler.

Ben de Türkiye’ye yaklaşık on yıl önce gelmiş bir göçmenim. Fakat hepimiz kendimize olumsuz çağırışımlar yapacak bu tür etiketler eklemekten rahatsızlık duyuyoruz.

Geçtiğimiz ay gerçekleşen bu iki olay da bana dünya kutu zihniyetini rasyonalize etmeye çalıştığı halde tam aksini düşünmekte haklı olduğumu gösterdi.

Eğer başkalarını kutulara koyacaksak, bu kutunun tabuta dönüşmeyeceğinden emin olmalıyız ve bunu ancak kutudan çıkarıldığında potansiyelini gösteren çok sayıda lezzeti olan bir çikolata kutusu olarak görmeliyiz.

Ama hala tüm insanların potansiyelini açığa çıkarabilirsek kutunun yasaklanması gereken bir şey olduğuna inanıyorum.

Roger Cowdrey, Konuk Yazar

 Biyografi: Öğretmenlik ve işletme kariyerinden sonra Roger, 1993 yılında İngiltere’de bir firmanın CEO’su olarak girişimcilik alanında çalışmaya başladı. Bu tecrübe onu 5 yılda 150’den fazla işletmeyi destekleyen bir kuluçka merkezi kurmaya yöneltti. İş geliştirme merkezleri, girişimcilik desteği ve kuluçka merkezleri üzerine edindiği tecrübeler doğrultusunda Bulgaristan, Romanya, Makedonya, Lübnan, Ürdün ve Türkiye gibi birçok ülkede çalışmış ve en sonunda Türkiye’ye yerleşmiştir. Girişimcilik alanındaki tecrübelerini paylaşmak için kitap yazmaya başlamış ve bu alanda dört kitap yayınlamıştır. Radyo ve televizyon da dahil olmak üzere medya deneyimlerinin bir sonucu olarak özellikle gençlerin girişimcilik becerilerinin geliştirilmesi üzerine motivasyonel konuşmalar yapmaktadır.

Share This:

Bir cevap yazın